Adli Para Cezası Nedir, Taksit Olur mu, Ertelenir mi, Nereye Ödenir?

Adli Para Cezası Nedir ?

Kasten ya da taksirle işlenen bir suç nedeni ile yalnız mahkemelerce verilebilen para cezasına adli para cezası denir. İşlenen suçun kanuni düzenlemesine göre adli para cezası tek başına verilebileceği gibi hapis cezası ile beraber de verilebilir.

Adli Para Cezasının Belirlenmesi

Türk Ceza Kanununun 52. maddesine göre;

  1. Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.
  2. En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.
  3. Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.
  4. Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir.

Kaç Çeşit Adli Para Cezası Vardır?

  1. Doğrudan Hükmedilen Adli Para Cezası
    İşlenen suç nedeni ile yalnızca adli para cezasının öngörüldüğü suçlarda verilen para cezasıdır.
  2. Hapis Cezası İle Birlikte Hükmedilen Adli Para Cezası
    Kimi suç türlerinin işlenmesi halinde, verilecek hapis cezasının yanı sıra aynı zamanda adli para cezasının da öngörüldüğü suçlarda verilen para cezasıdır.
  3. Hapis Cezasından Çevrilen Adli Para Cezası
    İşlenen suç nedeni ile hükmedilen hapis cezasının, bazı şartları sağlaması halinde para cezasına dönüştürülerek verildiği ceza türüdür.
  4. Seçenek Yaptırım Olan Adli Para Cezası
    Kimi suç tiplerinin işlenmesi halinde, bu suç tipine karşılık olarak hapis veya adli para cezası verilmesi konusunda hakime takdir hakkı tanınmış bulunmaktadır. Hapis ve adli para cezasının seçenek yaptırım olarak düzenlendiği bu suç tiplerinde, hakimin adli para cezasına karar verdiği ceza türüdür.

Adli Para Cezasının Miktarı Ne Kadardır?

Adli Para Cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle bulunur. Bir gün karşılığı olarak da kişinin ekonomik ve diğer şahsi hallerine göre en az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olarak belirlenir.
Örneğin işlediği suç nedeni ile hükümlü hakkında adli para cezasının gün ve para karşılığı belirlenirken gün olarak 40 gün (5 gün – 730 gün arasında) belirlendi. Daha sonra her gün karşılığı olarak kişinin durumu nazara alınarak 20 Türk Lirası (20 TL – 100 TL arasında) kararlaştırıldı. Sonuç olarak 40*20=800 TL adli para cezası verilmiş olur.

Adli Para Cezası Taksitlendirilebilir mi?

Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz.

Adli Para Cezası Ertelenir mi, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kararı Verilebilir mi?

Adli para cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilebilir.
Adli para cezasının ertelenmesine karar verilemez.

Hapis Cezası Adli Para Cezasına Çevrilebilir mi?

Kasten işlenen suçlarda hükmedilen hapis cezasının miktarı 1 yıl veya altındaysa, hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir.

Taksirle işlenen suçlarda hükmedilen hapis cezasının miktarı fark etmeksizin, tüm hapis cezaları adli para cezasına çevrilebilir. Ancak bilinçli taksir halinde bu kural uygulanmaz.

  • Verilen hapis cezası 30 gün ve altında kalmakta ise bu hapis cezasının para cezasına ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesi zorunludur.
  • Yargılanan kişinin yaşı 18’den küçük veya 65 yaşından büyük ise ve hükmedilen hapis cezası da 1 yıl veya altında kalmakta ise verilen bu hapis cezasının adli para cezasına veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi zorunludur.
  • Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilemez.

Adli Para Cezası tazminat mıdır, Kime Ödenir?

Adli para cezası tazminat değildir. İşlenen suç nedeni ile suçu işleyen kişilere verilen bir ceza türüdür. Adli para cezası, Devlet Hazinesine ödenmektedir. Suç işlenmesi nedeni ile zarara uğrayan varsa, ayrıca hukuk mahkemelerinde tazminat davası açma hakkına sahiptir.

Adli Para Cezası Nereye Ödenir?

Adlî para cezasını içeren ilâm Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. Cumhuriyet savcısı, adlî para cezasının 30 gün içinde ödenmesi için hükümlüye bir ödeme emri tebliğ eder. Ödeme emrinin tebliği üzerine 30 gün içerisinde, adliyelerde bulunan Cumhuriyet Savcılığı İnfaz Bürosuna başvurulması ve buradan vergi dairesine hitaben yazılan bir yazının alınması gerekir. İnfaz bürosundan alınan bu yazıyla vergi dairesine gidip ödeme yapılması, daha sonra ise ödeme dekontunun Cumhuriyet Savcılığı İnfaz Bürosu’na teslim edilmesi gerekmektedir.

Adli Para Cezası Ödenmezse Hapis Cezasına Döner mi?

Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.

  • Adlî para cezası yerine çektirilen hapis süresi üç yılı geçemez. Birden fazla hükümle adlî para cezalarına mahkûmiyet hâlinde bu süre beş yılı geçemez.
  • Çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde bu ceza hapse çevrilemez.

Adli Para Cezası İle İdari Para Cezası Aynı Mıdır?

Adli Para Cezası ile İdari Para Cezasını birbirine karıştırmamak gerekir. İdari kurum ve kuruluşlar da kendilerine verilen yetki dahilinde idari para cezası verebilmekte iken adli para cezası ise yalnızca mahkemelerce verilebilir. Ayrıca kesinleşen adli para cezası adli sicil kaydına (sabıka kaydı) işlenmekte iken, idari para cezası adli sicil kaydına işlenmez.

Av. Ayhan ZOR

Herhangi bir hak kaybına uğranılmaması adına, konu ile ilgili olarak bir ceza avukatına danışılmasını tavsiye ederiz.

Hakkınızı Ararken Yalnız Değilsiniz!

ADLİ SİCİL KAYDININ SİLİNMESİ

1-Adli Sicil Kaydı (Sabıka Kaydı) Nedir ?

Kişiler hakkında mahkemece yapılan yargılama neticesinde hükmedilen ve kesinleşen ceza ve güvenlik tedbirlerine ilişkin bilgilerin kaydedildiği sisteme adili sicil kaydı denir. Mahkemelerce verilen mahkumiyet ve güvenlik tedbirine ilişkin kararlar kesinleşmeden adli sicile kaydedilemez.

2-Adli Sicile Kaydedilen Bilgiler

5352 sayılı yasanın 4. maddesinde adli sicile kaydedilecek bilgiler tahdidi olarak sayılmıştır.
Türk mahkemeleri tarafından vatandaş veya yabancı hakkında verilmiş ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri adlî sicile kaydedilir. Bu bağlamda;
a) Hapis cezaları ile ilgili olarak;
1. Hapis cezasına mahkûmiyet kararı,
2. Koşullu salıverilme kararı,
3. Koşullu salıverilmede denetim süresinin uzatılmasına ilişkin karar,
4. Koşullu salıverilme kararının geri alınmasına dair karar,
5. Hapis cezasının infazının tamamlandığı hususu,
b) Hapis cezasının ertelenmesi halinde;
1. Denetim süresi,
2. Denetim süresinin yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirilmesi dolayısıyla
cezanın infaz edilmiş sayıldığı hususu,
3. Ertelenen hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine ilişkin karar,
c) Adlî para cezası ile ilgili olarak;
1. Adlî para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmü,
2. Adlî para cezasının ödenmek suretiyle infaz edildiği hususu,
3. Adlî para cezasının tazyik hapsi suretiyle kısmen veya tamamen infaz edildiği hususu,
4. Adlî para cezasının tazyik hapsinden sonra kalan kısmının ödenmek suretiyle infaz
edildiği hususu,
d) Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırıma mahkûmiyet halinde;
1. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak, adlî para cezasına mahkûmiyet
veya güvenlik tedbiri uygulanması hükmü,
2. (Değişik: 26/2/2008-5739/7 md.) Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak
hükmedilen güvenlik tedbirinin gereklerinin yerine getirilmemesi dolayısıyla hapis cezasının
infazına ilişkin karar,
3. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak hükmedilen güvenlik tedbirinin
değiştirilmesine ilişkin karar,
e) Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma ile ilgili olarak;
1. Kasten işlenen bir suç nedeniyle hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak
yoksun kalınan haklara cezanın ertelenmesi dolayısıyla getirilen istisnaya ilişkin karar,
2. Mahkûmiyet hükmüyle bağlantılı olarak verilen, belli bir hak ve yetkinin
kullanılmasının veya belli bir meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü
belgesinin geri alınmasına ilişkin karar,
f) Türk vatandaşı hakkında yabancı mahkemeden verilmiş ve kesinleşmiş olan mahkûmiyet kararının Türk hukuku bakımından doğurduğu hak yoksunluklarına ilişkin olarak Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkemece verilen karar,
g) Ceza mahkûmiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık dolayısıyla verilen karar,
h) Ceza zamanaşımının dolduğunun tespitine ilişkin karar,
i) Genel veya özel affa ilişkin kanun; özel affa ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararı,
j) Askerî Ceza Kanununa göre verilmiş mahkûmiyet kararlarındaki ferî cezalar,
k) (Ek: 24/11/2016-6763/39 md.) Akıl hastalığı nedeniyle hükmedilen güvenlik
tedbirlerine ilişkin kararlar,
Adlî sicile kaydedilir.

3-Adli Sicile Kaydedilmeyen Bilgiler

5352 Sayılı Yasanın 5. Maddesinde adli sicile kaydedilmeyecek bilgiler sayılmıştır. Buna göre;
Türk mahkemeleri tarafından verilmiş olsa bile;
a) Disiplin suçlarına ve sırf askerî suçlara ilişkin mahkûmiyet hükümleri,
b) Disiplin veya tazyik hapsine ilişkin kararlar,
c) İdarî para cezasına ilişkin kararlar,
Adlî sicile kaydedilmez

4-Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararı Adli Sicile Kaydedilir mi?

Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ilişkin kararlar, adli sicil kaydına (Sabıka Kaydına) alınmaz; ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kendine özgü bir sicile kaydedilir.

5-Adlî Sicil Kaydı Ne Zaman Silinir?

Adli Sicil Kaydı belirli şartların gerçekleşmesi ile beraber silinir. Buna göre;
a) Cezanın veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması,
b) Ceza mahkûmiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya
etkin pişmanlık,
c) Ceza zamanaşımının dolması,
d) Genel af
Hallerinde silinip arşiv kaydına alınır.
Adlî sicil bilgileri, ilgilinin ölümü üzerine ise tamamen silinir.

Her ne kadar yukarıda belirtilen hususların gerçekleşmesi ile beraber adli sicil (sabıka Kaydı) kaydının resen terkin edilmesi gerekmekte ise de uygulamada çeşitli nedenlerle adli sicil kaydının silinmediği sıkça görülmektedir. Bu nedenle Adli sicil kaydının silinmesi şartlarının sağlanması halinde kişinin bizzat veya vekili kanalı ile başvuruda bulunması gerekmektedir.

6-Arşiv Kaydı Nedir, Ne Zaman Silinir?

Arşiv kaydı ile Adli Sicil Kaydını birbirine karıştırmamak gerekir. Mahkemelerce verilen ceza ve güvenlik tedbirlerine ilişkin mahkumiyet kararlarının kesinleşmesi üzerine, bu hususlar adli sicile (sabıka kaydı) kaydedilir. Adli sicile kaydedilen hususların, koşulların gerçekleşmesi ile beraber silinerek kaydedildiği yeni sicile ise arşiv kaydı denir. Arşiv kaydı ise belli şartların gerçekleşmesi üzerine silinir. Buna göre;

a) Genel olarak adli sicil kaydının silinerek arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle,
b) İlgilinin ölümü,
c) Anayasanın 76 ncı maddesi ile Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda bir hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren;
1. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla onbeş yıl geçmesiyle,
2. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşulu aranmaksızın otuz yıl
geçmesiyle,
Tamamen silinir.
d) Fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması halinde, bu suçtan mahkûmiyete ilişkin adlî sicil ve arşiv kayıtları, talep aranmaksızın tamamen silinir.
e) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararına ilişkin adlî sicil ve arşiv kaydı tamamen silinir.
f) Akıl hastalığı nedeniyle hükmedilen güvenlik tedbirlerine ilişkin kayıtlar, infazının tamamlanmasıyla tamamen silinir

7- Adli Sicil Kaydı Nereden Alınır ?

Adli sicil kaydı, adliye, büyükelçilik, konsolosluk ve e-devlet üzerinden alınabilir.

8-Adli Sicil Kaydı Nasıl Silinir ?

Adli Sicil Kaydı, kişinin bizzat ya da vekili aracılığıyla Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’ne yapacağı başvuru üzerine silinir.

9-Adli Sicil Kaydının Silinmesi Dilekçe Örneği

T.C.

ADALET BAKANLIĞI

ADLİ SİCİL VE İSTATİSTİK GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE

TALEP EDEN                             :……………………… (TC:…………….)

ADRES                                         :.……………………………………………

VEKİLİ                                         :Av. Ayhan ZOR

ADRES                                         :.…………………………………………….

DİLEKÇE KONUSU                 :Adli Sicil Kaydının Silinmesi talebidir.

AÇIKLAMALAR                        :

Dilekçemiz ekinde sunmuş olduğumuz müvekkile ait Adli Sicil Kaydından anlaşıldığı üzere, müvekkil hakkında Ankara … Ceza Mahkemesi’nin ../../…. Tarihli, 2020/…E. ve 2022/… K. Sayılı ilamı ile mahkumiyet kararı verilmiş, işbu mahkeme kararı …/…/… Tarihinde infaz edilmiştir.

Müvekkil hakkındaki mahkumiyet kararı infaz edilmiş ve gerekli yasal süreler geçmiş olmasına rağmen verilen cezaya ilişkin Adli Sicil Kaydı halen silinmemiştir. Söz konusu kayıt, müvekkilin iş hayatında hak kayıplarına uğramasına ve sosyal yaşantısında olumsuzluklara neden olmaktadır. Bu nedenle müvekkilin daha fazla hak kaybına uğramaması adına ilgili adli sicil kaydının silinmesi gerekmketedir.

SONUÇ VE TALEP                :
Yukarıda açıklanan ve re’sen nazara alınacak nedenlerle; müvekkil hakkındaki adli sicil kaydının silinmesini vekaleten talep ederim. …/…/………

Talep Eden Vekili
Av. Ayhan ZOR

Herhangi bir hak kaybına uğranılmaması adına, adli sicil kaydı ve arşiv kaydının silinmesi hususunda avukat kanalı ile başvuru yapılmasını tavsiye ederiz.

Hakkınızı Ararken Yalnız Değilsiniz!

Korona (Covid-19) Virüs Salgınının İş Sağlığı ve Güvenliğine Etkisi – Hastalık, Meslek Hastalığı ve İş Kazası Yönünden Değerlendirilmesi

Korona (Covid-19) Virüsüne İlişkin İş Sağlığı Ve Güvenliği Kapsamında İşverenler Tarafından Alınması Gereken Önlemler

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve kısa sürede dünya üzerinde çok geniş bir alanda etki gösteren Koronavirüs (COVID-19) salgın hastalığı (“Koronavirüs”), Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020 tarihinde pandemi olarak ilan edilmiştir. Ülkemizde okulların tatil edilmesi, zorunlu seyahat yasakları, karantinalar, evden çalışma uygulamaları, 65 yaş ve üzerine sokağa çıkma yasağı getirilmesi gibi önlemler ile virüsün etkileri en aza indirilmeye çalışılmaktadır.

Koronavirüs salgınının yayılmasını kısıtlamak ve salgınla mücadele etmek adına, toplu kullanım alanlarından biri olan işyerlerinde de önleyici tedbirlerin alınması gerektiğinden, özel sektörde birçok işveren tarafından işyeri faaliyetleri ya tamamen durdurulmuş veya sınırlandırılmış ya da uzaktan/evden çalışma usulüne geçilmiştir. Teknolojik altyapıya sahip olan işyerlerinde evden/uzaktan çalışma yapılması mümkün olmakla birlikte, işin niteliği gereği uzaktan çalışma modelinin uygulanamayacağı işyerlerinde işverenler tarafından iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınması gerekmektedir.

Bununla birlikte işçinin korunmasına yönelik düzenlemelerin temeli Anayasa ve 4857 sayılı İş Kanunu’na dayanmakta olup işverenin iş yerinde yönetim yetkisine bağlı olarak birçok yükümlülüğü bulunmaktadır. İşbu sorumlulukların başında ise işverenin gözetim yükümlülüğü kapsamında işyerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmasıdır.

İşveren tarafından alınması gereken önlemler 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (“Kanun”)’nda yer almaktadır. Kanun’un 4. maddesine göre, işveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede işverenin yükümlülükleri aşağıdaki şekilde sayılmıştır:

  • Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapmak,
  • İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlemek, denetlemek ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlamak,
  • Risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmak,
  • Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne almak,
  • Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri almak.

İşbu maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde bahsi geçen risk değerlendirmesi kavramı Kanun’un 3. maddesinde şöyle tanımlanmıştır:

“Risk değerlendirmesi, işyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelerin riske dönüşmesine yol açan faktörler ile tehlikelerden kaynaklanan risklerin analiz edilerek derecelendirilmesi ve kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması amacıyla yapılması gerekli çalışmaları ifade eder.”

Düzenlemeden anlaşılacağı üzere; işveren, Koronavirüs tehlikesi belirlendikten sonra bu tehlikeyi analiz ederek, risk kontrol tedbirlerini kararlaştıracak, bununla alakalı olarak dokümantasyon çalışması yapacak ve genel anlamda yapılacak tüm çalışmaları güncel duruma göre yenileyecektir. Bu doğrultuda işçilerin virüs ve virüsten korunma yolları hakkında bilgilendirilmeleri, işyerlerinde dezenfektasyon çalışmaları yapılması, işçilere koruyucu malzemelerin temini vb. önlemlerin kararlaştırılması gerekmektedir. Öte yandan T.C. Sağlık Bakanlığı’nın kendi resmi sitesinde yayınladığı rehber, sunum ve bilgilendirme metinlerinin afiş olarak bastırılıp işyerinde çalışanlara gerekli bilgilerin verilmesi gerekmektedir. Buna ek olarak, işyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağı Kanun’da belirtilmiştir. İşveren Kanun’dan doğan yükümlülüklerine aykırı hareket eder ise hem cezai hem de hukuki sorumlulukları doğacaktır.

Buna karşılık işçilerin de gerekli tedbirlerin alınması için talepte bulunma hakları vardır. Kanun’un 13. maddesinde, ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanların iş sağlığı ve güvenliği kuruluna, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise işverene başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebileceği düzenlenmiştir. İşçilerin, gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınma hakkı bulunmakla beraber, talep etmelerine rağmen gerekli tedbirlerin alınmaması halinde işçiler’e İş Kanunu’nun 24. maddesine dayanarak iş sözleşmelerini haklı nedenle fesih etme hakkı vermektedir.

2. İşçinin Koronavirüs Salgın Hastalığına Yakalanmasının İş Kazası Niteliği Taşıyıp Taşımayacağı Hakkında Değerlendirme

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesinde iş kazası;

  • Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
  • İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
  • Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
  • Bu Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
  • Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında

meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olay olarak tanımlanmıştır.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin E. 2018/5018 K. 2019/2931 sayılı kararında;

işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle bulaştığı anlaşılan H1N1 virüsüne bağlı olarak işçinin daha sonra ölümü iş kazası olarak kabul edilmiş olup Yargıtay tarafından iş kazası tanımı geniş yorumlanmıştır.

Burada önemli olan husus, Koronavirüs’ün nerede ve ne zaman bulaştığının tespitidir. Zira pandemik bir hastalık olarak nitelendirilen Koronavirüs’ün işçiye işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle görevini icra ederken bulaşabilme ihtimali olduğu kadar, bulunduğu başka bir ortamda da bulaşabilme ihtimali vardır. İşçinin, işveren tarafından yürütülmekte olan iş sebebiyle bu hastalığa yakalandığının tespit edilmesi durumunda söz konusu olay iş kazası kapsamında değerlendirilebilecek ve işveren sorumlu tutulabilecektir.

Bunlara ek olarak, uzaktan çalışma uygulamasında da; evde gerçekleşebilecek her kaza iş kazası sayılmamakla birlikte, uzaktan çalışma kapsamında çalışacak personellerin evlerinde görevlerini ifa etmeleri sırasında iş ile ilgili olarak kaza geçirmeleri halinde, söz konusu kaza evde gerçekleşmiş olsa dahi iş kazası olarak kabul edilecektir. Bu yüzden, uzaktan çalışma yoluna gidecek işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışanlarını bilgilendirmeleri ve bu bilgilendirmelere ilişkin olarak çalışanların onaylarını almaları gerekmektedir. Her ne kadar ev ortamı direkt olarak işyeri sayılmasa ve işverenin ilk elden müdahale yetkisi olmasa da, personellere sağlanan ekipmanlar nedeniyle kazanın meydana gelmesi gibi hallerde –örneğin personele temin edilen elektronik aletlerdeki arızalar nedeniyle personelin evdeki çalışması sırasında akıma kapılması vb.- iş kazası ile karşı karşıya kalınması ihtimal dâhilinde olduğundan bu tür ekipmanların düzenli olarak kontrolden geçirildiğine emin olmak da risklerin minimize edilmesini sağlayacaktır.

3. Sonuç

Tüm dünyada etkisini gösteren Koronavirüs karşısında işverenlerin İş Sağlığı ve Güvenliği mevzuatı kapsamında işyerlerinde alması gereken birçok önlem bulunmakta olup işverenin bu yükümlülüklere aykırı hareket etmesi durumunda cezai ve hukuki sorumlulukları doğacaktır. Ayrıca, işçinin Koronavirüs salgın hastalığına işveren tarafından yürütülmekte olan iş sebebiyle yakalandığının tespit edilmesi durumunda bu durum iş kazası olarak kabul edilecek olup işverenin yine sorumluluğu doğacaktır.

 

 

Hazırlayan

Av. Serdar ŞAHİN 

 

TERÖR VE TERÖRLE MÜCADELEDEN DOĞAN ZARARLARIN TAZMİNİ

TERÖR VE TERÖRLE MÜCADELEDEN DOĞAN ZARARLARIN TAZMİNİ

Terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişiler, bu zararlarının karşılanmasını 5233 Sayılı Terör Ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında idareden isteyebilmektedirler.

5233 Sayılı Yasa Kapsamında idarece karşılanan zararlar:

a)Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.

b)Yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

c)Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar

5233 Sayılı Yasa Kapsamında idarece karşılanmayan zararlar:

a)Devletçe arazi veya konut tahsisi suretiyle yahut başka bir şekilde karşılanan zararlar

b)İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 41 inci maddesine göre hükmedilen veya Sözleşme hükümleri uyarınca dostane çözüm yoluyla uzlaşılan tazminatın ödenmesi sonucunda karşılanan zararlar.

c)Terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.

d)Kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşan zararlar.

Başvuruda Bulunabilecek Kişiler ile Başvuru Süresi

Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin, zarar konusu olayı öğrenmelerinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları gerekmektedir. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. Ancak bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engelli hâle gelme durumlarında, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz.

Başvuru Mercii Ve Zararın Tespiti

İlgililerce başvuruda bulunulması üzerine valilikçe 10 gün içerisinde Zarar Tespit Komisyonu oluşturulur. Komisyon, zarar görenlerce yapılacak her başvuru ile ilgili çalışmalarını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde tamamlamak zorundadır. Zorunlu hâllerde, bu süre vali tarafından üç ay daha uzatılabilir. Komisyon, başvuruya konu zararın niteliğinin ve miktarının ne olduğunu, gerekli görülmesi durumunda bilirkişiden bilgi almak sureti ile tespit eder. Ayrıca ilgili yasa kapsamında oluşan zararlardan olup olmadığı, kamu kurum ve kuruluşları, sigorta şirketleri ve sosyal güvenlik kuruluşlarınca tazminat, tedavi ve cenaze masrafları adı altında başvurucuya ödeme yapılıp yapılmadığını da inceleyerek varsa yapılan ödemeleri mahsup etmek sureti ile nakdi veya ayni ödeme miktarını içeren sulhname tasarısını hazırlar.

Sulhnamenin Kabulü, Uyuşmazlık, Yargı Yolu

Sulhname tasarısının ilgililerce kabulü halinde başvurucunun zararı valilik onayından itibaren 3 ay içerisinde giderilir. Sulhnamenin başvurucu tarafından kabul edilip imzalanması halinde artık başvurucunun sulhnamede belirtilen kalemler ile ilgili olarak yargı yoluna başvurma imkanı bulunmamaktadır. Sulhname tasarısının, ilgililerce kabul edilmemesi veya kabul edilmemiş sayılması halinde “Uyuşmazlık Tutanağı”, başvuru konusunun bu kanun kapsamına girmediğinin tespit edilmesi halinde ise “Karar Tutanağı” hazırlanarak başvurucuya tebliğ edilir. Başvurucu, uyuşmazlık tutanağının veya karar tutanağının kendisine tebliği üzerine, tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içerisinde idari yargı yoluna başvurmak sureti ile dava açabilmektedir.

Yargısal İçtihatlar

İdarenin kusursuz sorumluluğunu gerektiren sosyal risk ilkesi, birlikte yaşamın kaçınılmaz bir sonucu olan savaş, terör eylemleri ve sosyal kargaşalar esnasında zarara uğrayan üçüncü kişilerin zararlarını karşılamak için öngörülen ilke olarak tanımlanmakta olup, işbu ilke gereğince zarara uğrayan kişilerin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi, Sosyal Bir Hukuk Devleti olmanın gereği olarak anayasal güvence altına alınmıştır. Danıştay’ın yerleşik yargısal içtihatlarında, kişilerin maddi manevi varlıklarını korumakla yükümlü olan idarenin her türlü tedbiri alması gerektiğini,  ancak buna rağmen rizikonun gerçekleşmesi durumunda sosyal risk ilkesi gereğince idarenin kusursuz sorumluluğuna gidilebileceği, idarenin üçüncü şahısların her türlü zararlarını karşılamakla mükellef olduğunu belirterek 5233 sayılı yasa kapsamında açılan davaların kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtmektedir.

 

Herhangi bir hak kaybına uğranılmaması adına, terör ve terör eylemlerinden kaynaklanan zararların tazmini konusunda avukat kanalı ile başvuru yapılmasını tavsiye ederiz.

Hakkınızı Ararken Yalnız Değilsiniz!

                                                                                                                      Av. Ayhan ZOR