KOVİD-19 VE UZUN DÖNEM ARAÇ KİRALAMA SÖZLEŞMELERİNE ETKİSİ

Koronavirüs’ün Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘’Pandemic hastalık’’ olarak nitelendirilmesi ile birlikte tüketiciler kalabalık ortamlardan uzaklaşmış, pek çok işletmede ciddi ciro kayıpları meydana gelmiştir.

T.C. İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nün bütün illere dağıtılmak üzere hazırladığı 16.03.2020 tarihli “Coronavirüs Tedbirleri” konulu genelge uyarınca umuma açık ve eğlence yerleri olarak faaliyet yürüten pavyon, diskotek, bar ve gece kulüplerinin 16 Mart 2020 tarihi saat 10.00 itibari ile geçici süre ile kapatılmasına karar verilmiş ve fakat tedbirin ne kadar süre devam edeceği ile ilgili net bir açıklama yapılmamıştır.

Koronavirüs’ün (Covid-19) ticari hayata etkileri henüz netlik kazanmamakla birlikte, işbu yazıda, virüsün özellikle şirketler arasında ticari faaliyet yürütmek üzere imzalanmış olan uzun dönem araç kiralama sözleşmeleri üzerindeki etkileri farklı hukuki durumlar kapsamında değerlendirilmeye ve çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır.

  • Konunun Geçici Hukuki İmkansızlık Kapsamında İfa Yükümü Üzerine Değerlendirilmesi

Yayınlanan genelge ile birlikte işletmeleri kapanan ve ticari faaliyetlerine devam edemeyen şirketler açısından, söz konusu durumun sürekli ifa imkânsızlığı yarattığı ve sözleşmenin bu aşamada kendileri tarafından feshedilebileceği yönünde bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığını düşünmekle birlikte, genelge kapsamında alınan kapatma kararının “makul süreyi” aşması halinde bu işletmeler yönünden geçici ifa imkânsızlığından bahsedilmesi mümkün olacaktır.  Geçici imkânsızlık hallerinde, halen ifası mümkün bir edimin yerine getirilmesinde gecikme, yani temerrüt söz konusudur. Sözü edilen hallerde, borcun sözleşmenin gerektirdiği zamanda ifa edilmesi belli bir olgu tarafından engellenmekle birlikte, zamanla bu engel ortadan kalkmakta ve borç ifa edilebilir hale gelmektedir. Bu ise, kural olarak, temerrüt hükümlerinin uygulama alanına giren bir durumdur. Tarafımızca Genelge ile birlikte geçici bir süre işletmeleri kapanan firmaların Sözleşmeler Hukuku anlamında tabi olacağı hukuki statünün de geçici ifa imkansızlığı olduğu düşünülmektedir.

İşletmenin faaliyetlerini durduran durum geçici de olsa, borcun ifasını kesin olarak engelleyen bir olgu (Genelge gibi idari bir karar ve Salgın hastalık gibi) var olduğu sürece, borçlu engelin ortaya çıkmasından sorumlu olsun veya olmasın, borçluyu aynen ifaya mahkûm eden bir karar veya bunun cebrî icrası sonuçsuz kalacaktır. Bu nedenle geçici imkânsızlık halinde, ifa yükümünün geçici nitelikteki engel var olduğu süre boyunca ertelendiği kabul edilmelidir. İmkânsızlık hükümlerinin kıyasen uygulanmasından çıkan bu sonuç haricinde geçici olarak imkânsız hale gelen borç, ifasında gecikilmiş diğer tüm borçlar gibi ele alınır ve temerrüt hükümlerine tâbi olur. Yani geçici imkânsızlığa neden olan engel ortadan kalktıktan sonra, alacaklı, borcun zamanında ifa edilmemesinden doğan diğer haklarının yanı sıra, borcun sözleşmede kararlaştırıldığı şekliyle aynen ifasını talep etmek imkânına da sahip olacaktır. Hemen belirtmek gerekir ki uzun dönem araç kiralama sözleşmeleri gibi tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, geçici imkânsızlık süresince edimi elde edemeyen alacaklı da kendi edimini ifadan kaçınabilecektir. Örneğin; bir işletmenin ticari faaliyetlerinin durdurulmasını sebep göstererek kira borcunu ödememesi karşısında, kiraya veren de kiracının kullanımına sunduğu aracı ve diğer hizmetleri ifa etmekten kaçınabilecektir.

Borçlu Kiracının temerrüdünden söz edebilmek için, borçlunun ifada gecikmesinin sözleşmeye aykırılık teşkil etmesi gerektiğinden, borçlunun sorumlu olmadığı geçici imkânsızlık nedeniyle borcunu zamanında ifa edemeyen borçlu, temerrüde düşmüş olmaz. Böylece borcun muacceliyeti hukukî engelin var olduğu süre kadar ertelenmiş olur. Bunun sonucu olarak, geçici hukukî imkânsızlık var olduğu sürece ifayı talep edemeyen alacaklı, borçlu temerrüdüne bağlı diğer hakları da bu erteleme süresince kullanamaz.

Geçici hukukî imkânsızlık ortadan kalkıp, ifa mümkün hale geldikten sonra borç muaccel olacağından, alacaklı borcun aynen ifasını talep edebilir; borçlu da borcunu aynen ifa ederek sorumluluktan kurtulabilir. Borçlu engel ortadan kalktıktan sonra ayrıca temerrüde düşmedikçe, alacaklının aynen ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini talep etmesi veya sözleşmeden dönerek menfî zararının tazminini talep etmesi mümkün değildir. Diğer bir deyimle alacaklı gecikmiş ifayı kabul etmek zorundadır; aksi takdirde yine alacaklı temerrüdüne düşmüş olur. Geçici imkânsızlık borçlunun sorumlu olmadığı bir sebepten kaynaklandığından alacaklı, aynen ifayla birlikte, geçici imkânsızlıktan doğan gecikme nedeniyle uğradığı zararın tazminini de talep edemez.

  1. Konunun TBK m. 331 kapsamında Olağanüstü Fesih Açısından Değerlendirilmesi

Türk Borçlar Kanunu madde 331’e göre; “Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir. Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar. ” Kanun maddesinde geçen önemli sebep kavramı ile ilgili kesin bir tanım yapılmamış olup; hâkim tarafından her somut olayın özelliğine göre ayrı bir değerlendirilme yapılması gerekmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki genelge ile süresi belli olmayan bir şekilde işletmelerin faaliyetlerinin durdurulması durumunun, yargı önüne taşınacak ihtilaflarda ‘’önemli sebep’’  olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğu kanaatindeyiz.

  1. Konunun Aşırı İfa Güçlüğü Kapsamında Değerlendirilmesi

TBK’nın 138.maddesi;  “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” hükmüne amirdir.

Kanunun aradığı tek şart; mevcut olguların kendisinden ifanın istenmesinin dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde borçlu aleyhine değişmesidir. Kiracı, uzun dönem araç kiralama sözleşmesini akdederken Koronavirüs riskini bilebilecek durumda değildir ve bu risk kiracıdan kaynaklanmamaktadır. Bununla birlikte kira ödemek durumunda bırakılması da hakkaniyete uygun düşmemektedir. Bu durumda kiracı TBK m.138’ dayanarak kira bedelini ifa etmeden veya ihtirazi kayıtla ifa ederek uyarlama davası ikame edebilecektir.

Kiracı açacağı muhtemel uyarlama davasında mahkemeden:

– Mağazanın kapalı tutulması veya ciddi ciro kaybı sebebiyle kira bedeli ödenmemesine,

– Bu hususun kabul edilmemesi halinde mağazanın kapalı tutulması veya ciddi ciro kaybı sebebiyle kira bedelinden indirim yapılmasına,

– Her halükarda mağazanın kapalı tutulması halinde aleyhe cezai şart ve fesih hükümlerinin işletilmemesine karar verilmesini talep edebilecektir.

Mahkemece kira bedeli ödenmemesine veya ciddi ciro kaybı gözetilerek kira bedelinden indirim yapılmasına karar verilebileceği gibi ihtirazi kayıtla yapılan kira ödemelerinin geri alınması mümkün olabilecektir. 16.03.2020 tarihli genelgenin de açılması muhtemel uyarlama davaları açısından kiracı lehine yorum yapılması konusunda önemli bir ispat aracı olacağı kuşkusuzdur. Ayrıca belirtmek gerekir ki Mahkeme bu değerlendirmeyi yaparken Sözleşmede yazsın veya yazmasın, durumun taraflar açısından mücbir sebep teşkil edip etmediğini de dikkate alacaktır.

Hazırlayan
Av. Kazım ARSLAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir